Tasavvuf ve Bilim
Yazan Written on: Cuma, 24 Kasım 2017 Okunma 67 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

14 Ocak 2005

(17 Mart 1998 Salı günü Necmettin Şâhinler'in pîşekârlığında Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre ile başbaşa yapılmış olan bir sohbet)

 NECMETTİN ŞAHİNLER

- Efendim; geceleyin uyurken rüyâ gördüğümüz zaman bu rüyâyı beden gözüyle mi görmekteyiz? Bu husûsu açıklar mısınız?
 

AHMED YÜKSEL ÖZEMRE

- Necmettin'ciğim; Rüyâ Âlemi ile uyanık iken idrâk etmekte olduğumuz Şehâdet Âlemi arasında sence ne gibi farklar var?
 

NECMETTİN ŞAHİNLER

- Uyanık iken, sizin işâret buyurduğunuz gibi, Şehâdet Âlemi'ni idrâk ediyorum ama rüyâda iken meselâ aynı oda içinde, yâni Şehâdet Âlemi'nde bulunan, nakış örmekte olan eşimden de, onun nakışından da haberim

Yazan Written on: Cuma, 24 Kasım 2017 Okunma 113 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

HADİSLERDE DELÂLET SORUNU[1]

 Doç. Dr. Mehmet GÖRMEZ

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 Sayın Başkanım, sözlerime başlarken önce zat-ı âlinizi ve bütün hocalarımı saygıyla selâmlıyorum.

Benim tebliğim, “Hadislerde Delâlet Sorunu” başlığını taşıyor. Ancak, iki gündür yapılan konuşmalardan da anlaşıldığı gibi, hadislerde sübût ve delâlet sorununu birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Bu sebeple, yer yer sübût ve delâlet konusunun iç içe ele alındığını ifade etmek isterim.

Tebliğime başlamadan önce, metnimin kurgusu hakkında, kendimi doğru ve yeterli anlatabilmek için bilgi vermek istiyorum. Sunacağım metin iki bölümden ibarettir. Birinci bölümde, öteden beri çalışmalarımı üzerinde yoğunlaştırdığım hadislerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında metodolojik bir sorun ve bu sorunun, söz gelimi fıkha, ahlâka ve kelâma yansımaları hakkında okumalarım

Yazan Written on: Salı, 14 Kasım 2017 Okunma 72 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Kul, şeytan ve nefsin arzularından ve hilelerinden arınmadıkça, vuslat ehli olması mümkün değildir. O iki büyük düşmanın şerrinden korunmak ancak Allah Resulü Aleyhissalatu Vesselam'a hem zahiri hem de batıni olarak uymakla gerçekleşir.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Şeriatın bir hükmüne iman ederken içinde onun aksini tercih etme eğilimini bulabiliyorsan , bu imana itibar edilmez.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
UYULMAZ ŞERİATI ZAYİ OLMUŞ OLANA
GETİRSE DE BİN HABER ALLAH KATINDAN !..
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
----------------------------
Mü'min için ilim büyük bir nimettir , bir mihenk taşıdır , terazidir. Her kimde hakikat ilimleri mevcut ise karşılaştığı her olayı , her duyduğu sözü , her gördüğü işi bu terazide tartar ve daha sonrasında ilminin verisine göre bu şey hakkında hüküm verir. Aksi takdirde derin ilim sahibi olmayanlar ya zannına göre , ya aklına göre – ki akıl dahi bazen yanılır, çünkü akıl duyuların verisine göre sahip olduğu bilgi ,

Yazan Written on: Salı, 10 Ekim 2017 Okunma 134 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

RUH , AKIL - NEFS , ŞEHVET

Ruh ve nefis aslında birbirinden ayrılmaz hakikatlerdir. Ya ruh , nefsin hüzerinde kendi hükmünü icra eder ve hükümran benim der. Yahut da nefs , ruhun üzerinde hükümranlık kurar ve sınır tanımaz bir yaşam biçimini seçer , kişinin ebedi hayatını helak eder.
İnsan vücudunun gerçek padişahı ruh’tur. Allah bu şekilde yaratmış ve asli özelliklerinde saf ve temiz, arınmış olarak bulunan ruh , hükmünü icra etmesi hasebiyle “ Ahsen-i takvim “ olarak Yaradanımızın nitelediği mertebenin sahibidir.
Ancak ruh bu özelliklerini açığa çıkaramayıp, hükümdarı olduğu bu vücud ülkesinde otoritesini sağlayamaz ise eşkıya başı olan nefs’in ayaklanıp baş kaldırması ile bu ülkenin vezirini (akıl) ayartıp (kandırıp) ülkenin tüm kuvvetlerini ele geçirmesi neticesi artık kendi hükmünü kendi baş yardımcısı olan veziri ( heva, heves, şehvet) ile icra etmeye başlar. Ülkenin gerçek padişahı olan ruh’u susturur ve adeta zindandaki bir hücreye hapsederek bu ülkenin yönetimini dilediği gibi icra eder.

Yazan Written on: Çarşamba, 20 Eylül 2017 Okunma 270 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Aynaya baktığım gibi kendimi Allah’ın varlığına dair delillerin öne sürüldüğü bir meclisin içinde buldum. Bu sırada çevreme baktığımda kimsenin ağzının oynamadığını fark ettim. Nasıl oluyor da hiç ağız oynatmadan böyle bir konuşma gerçekleşiyordu çok şaşırmıştım. Bu sırada yanımda duran kişiye selam verdim. Selamımı ağzımı oynatarak verdiğimi görünce o da bana şaşırdı. Bana başımı göstererek iki anlım ortasına baş parmağıyla bir kez dokundu tam o sırada ne olduysa oldu artık bende zihin gücümle konuşmaya başlamıştım. Tekrar selam verdim bu selamıma karşılık verdi.

  • Neredeyiz şu an diye sordum.
  • Hangi gezegen diye soruyorsun LOGOS gezegenindeyiz.
  • Bu meclis neyin nesidir insanlar neden toplanmışlar burada diye sordum bana;

Buradaki insanların bir ilahın olup olmayacağı konusunda tartışıyorlar.

Gördüğün gibi sol taraftaki "maviler" bir ilahın olmadığı konusunda delillerini öne sürüyorlar sağ taraftaki Sarılar ise bunun tartışmanın manasızlığını olmadığını söyleyebilmek için kör sağır olmak gerektiğini söylüyorlar.

Yazan Written on: Çarşamba, 13 Eylül 2017 Okunma 460 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

           Sabahın erken saatlerinde gökyüzü bulutlardan yağmuru yer yüzüne usulca indiriyordu. Mürşidimden ayrılmanın verdiği üzüntüden dolayı, usulca yeryüzüne inen yağmur damlalarına gözyaşlarımda eşlik ediyordu. Kısa süren bir yağmurdan sonra kuşların orkestrası bahçede şakımaya başladı. Pencereyi açtım ve toprak kokusunu daha fazla içime çekebilmek için derin derin nefesler almaya başladım . Toprak kokusunu içime çektikçe içimi derin bir huzur kaplamıştı.

Bir önceki aynalı odadaki mürşidim aklıma geldi. Hani beni bu dünyanın merkezine kalbine götürmüştü işte  o anlar aklıma geldi. Kalbin etrafında melekler ile bir olmuştuk. Omuz omuza vererek yüzümüz kalbe baktığı şekilde hızla tavaf ediyorduk. Ama ne olduysa oldu kalbime gelen bir vesvese sonrası melekler beni halkadan dışarı atmıştı. İşe o an aklım başıma geldi. Mürşide sordum ne oldu bir anlık veseve düşüncesi neden beni bu tavaf zevkinden mahrum etmişti.

Mürşit senle yola devam etmemi istiyorsan tüm sevaplarını kendinden küçük gördüğün bu kişilere karşılıksız olarak ver...

Yazan Written on: Salı, 15 Ağustos 2017 Okunma 357 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Ne uyku ne uyuklama…

Seyreyle âlemi. Seyreyle semada satır satır yazan kalemi. Elde bir hiç kaldı. Bir’e yemin olsun ki; ölüm yakın. Yakındır vuslat, geldiğin yere…

Çaresi olmayan bir dert…

Lokman Hekim’in bile bîhaber olduğu bir dert…

Gül dünde kaldı…

 

Gün bîhaber gülden…

Yarına kalan koskoca bir yalan…

O yalandan var mı, haberi olan? Keyfe durdu günah, Seyre durdu dört bir cenah…

Seyre durdu izler, Neticesiz kaldı bütün analizler…

Ve bütün dehlizler Yüz tuttu kapanmaya…

Şimdi bozulan; maya Ne undan ekmek olur Ne de sütten yoğurt…

Yazan Written on: Çarşamba, 26 Temmuz 2017 Okunma 662 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Alman Bilim İnsanları Ölümden Sonra Yaşam Olduğunu Kanıtladı

Berlin’den inanılmaz bir açıklama geldi. Alman doktorlar ve psikologlar ölümden sonra yaşamın olduğunu duyurdular. Bunu da yaptıkları bir klinik deneyle kanıtladılar. Bazı formlarda ölümden sonra yaşamın olduğunu gösterdiler. Bu sonuca da, tıp profesörleri tarafından ölümle burun buruna gelmiş hastalar üzerinde yapılan bir araştırma vasıtasıyla gelmişler. Bu hastalar 20 dakika ölü kaldıktan sonra hayata geri getirilmişler.

Alman Bilim İnsanları Ölümden Sonra Yaşam Olduğunu Kanıtladı. Çalışma, gönüllü olarak başvuran 900 kişi üzerinde gerçekleştirilmiş ve 4 yıl sürmüş. Araştırma sırasında epinefrin ve dimethytryptamine karışımından meydana gelen bir ilaç da kullanılmış. Bu maddeler, ölüm ve yeniden canlanma sırasında vücudu canlı tutmaya ve olduğu gibi korumaya yarıyor.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM