Blog

Blog (14)

Yazan Written on: Pazartesi, 14 Ekim 2019 Okunma 828 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Allah'a (cc) hamd, Resulüne (sav) al Ashabına ve Ehlibeytine salat ve selam olsun. Bu yazımızda vahdet konusunu büyüklerimizden alıntılarla mercek altına almaya çalışacağız. Vahdet kısaca tanım olarak birlik, teklik anlamına gelmektedir.  Vahdet teriminin anlaşılması için birkaç misal vermeye çalışalım.  İnsanın vücudunun oluşması tek bir hücrenin bölünmesi ve bu hücrelerin birleşimi sonucu organların oluşumuyla birlikte    bir vücut meydana gelir.  Oluşan bu bedende  bir çeşit vahdeti oluşturur. Diğer bir örneğimiz ise şöyle verebiliriz; Birçok noktanın birleşmesi ile harfler, harflerin birleşmesi ile cümleler, cümlelerin birleşmesi ilede paragraflar oluşur. Çokluktan oluşan şeyler kitabı bir bütünü vahdeti tekliği oluşturur.Yani kesretin (çokluk) birleşiminden teklik, vahdet(birlik)oluşur. 

Yazan Written on: Çarşamba, 20 Eylül 2017 Okunma 2555 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Aynaya baktığım gibi kendimi Allah’ın varlığına dair delillerin öne sürüldüğü bir meclisin içinde buldum. Bu sırada çevreme baktığımda kimsenin ağzının oynamadığını fark ettim. Nasıl oluyor da hiç ağız oynatmadan böyle bir konuşma gerçekleşiyordu çok şaşırmıştım. Bu sırada yanımda duran kişiye selam verdim. Selamımı ağzımı oynatarak verdiğimi görünce o da bana şaşırdı. Bana başımı göstererek iki anlım ortasına baş parmağıyla bir kez dokundu tam o sırada ne olduysa oldu artık bende zihin gücümle konuşmaya başlamıştım. Tekrar selam verdim bu selamıma karşılık verdi.

  • Neredeyiz şu an diye sordum.
  • Hangi gezegen diye soruyorsun LOGOS gezegenindeyiz.
  • Bu meclis neyin nesidir insanlar neden toplanmışlar burada diye sordum bana;

Buradaki insanların bir ilahın olup olmayacağı konusunda tartışıyorlar.

Gördüğün gibi sol taraftaki "maviler" bir ilahın olmadığı konusunda delillerini öne sürüyorlar sağ taraftaki Sarılar ise bunun tartışmanın manasızlığını olmadığını söyleyebilmek için kör sağır olmak gerektiğini söylüyorlar.

Yazan Written on: Çarşamba, 13 Eylül 2017 Okunma 2644 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

           Sabahın erken saatlerinde gökyüzü bulutlardan yağmuru yer yüzüne usulca indiriyordu. Mürşidimden ayrılmanın verdiği üzüntüden dolayı, usulca yeryüzüne inen yağmur damlalarına gözyaşlarımda eşlik ediyordu. Kısa süren bir yağmurdan sonra kuşların orkestrası bahçede şakımaya başladı. Pencereyi açtım ve toprak kokusunu daha fazla içime çekebilmek için derin derin nefesler almaya başladım . Toprak kokusunu içime çektikçe içimi derin bir huzur kaplamıştı.

Bir önceki aynalı odadaki mürşidim aklıma geldi. Hani beni bu dünyanın merkezine kalbine götürmüştü işte  o anlar aklıma geldi. Kalbin etrafında melekler ile bir olmuştuk. Omuz omuza vererek yüzümüz kalbe baktığı şekilde hızla tavaf ediyorduk. Ama ne olduysa oldu kalbime gelen bir vesvese sonrası melekler beni halkadan dışarı atmıştı. İşe o an aklım başıma geldi. Mürşide sordum ne oldu bir anlık veseve düşüncesi neden beni bu tavaf zevkinden mahrum etmişti.

Mürşit senle yola devam etmemi istiyorsan tüm sevaplarını kendinden küçük gördüğün bu kişilere karşılıksız olarak ver...

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 4747 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

   Geceni üç buçuğunda ne akarsa bu sularda onu dillendirmeye çalışacağız. 

Arayış içinde olmak. Hemen herkesin içinde olduğu ortak nokta diyebiliriz. Kimi maddi şeylere; eve arabaya işe kadına kariyere…

Kimi mana âleminde Kalbin, ruhun, düşüncenin duygularının, insanın psikolojisinin, insan şuurunun ahlak vb. bunlarla ilgili arayışlara girer.

Kimi ise sadece gerçeğin peşinde ömür sürmek ister. En önemli mesele beklide gerçeği aramak. Gerçek dediğimiz nedir? Gözle gördüklerimiz mi, yada beş duyularımızla algıladıklarımız mı yoksa bilimin ışığında aklın ışığında gerçeğe doğru bir yolculuk mu?

Gerçeğe nasıl ulaşabiliriz? Dini öğretilerin, kalbin, vicdanın ve akıl gibi unsurlarla mı gerçeğe ulaşabiliriz. Beklide tüm saydıklarımız gerçeğe ulaşmak için yapbozun parçaları gibi bir bütünümü oluşturuyor.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 3645 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İlkbaharın, ilk zamanlarını her zaman çok sevmişimdir. Çiçekler tarafından söylenen şarkıların melodisini dinler saatlerce o sesi dinlerdim. Hem zaten bu sesleri kim duysa mutlaka çok severdi. Bu şarkı eşliğinde toprak da yeni bir uyanış içindeydi. Ben ise o sırada güneşin batışını seyretmeye koyulmuştum. Güneşin batışı her zaman bana ayrı bir güzel gelmiştir. Günbatımı seyrim bittikten sonra, kalabalıklardan kurtulmak için adımlarımı eve doğru biraz daha sıklaştırdım. Ne zaman çarşıya çıksam sanki başka bir hapishaneye girer gibi oluyorum...

Çok az kaldı yuvama... Vatanıma dönmeme son adımlar...

Bu düşünceler aklımdan akarken nasıl evin kapısına vardığımı hiç anlayamadım.

Kapıyı açtım elimdeki poşetleri mutfağa bıraktım. Şömineyi yaktıktan sonra ateşin karşısına geçip ateşi seyretmeye başladım.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 3813 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bir ilim güneşi daha battı. Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir. Bir karıncanın güneşi tarif etmesi gibi Osman hocam ile ilgili bir şeyler paylaşmak isterim. Batın ilminin sultanlarından biri olduğu için hiçbir zaman ne mertebede nasıl bir ilme sahip olduğu bilinmezdi. 
1993 yılında kendisiyle lise yıllarında tanışmıştım. Girdiği ilk dersten sonra onun derslerini dört gözle bekler hale gelmiştim. Kim olduğunu bilmiyordum ama içimde Osman Hocama karşı büyük bir muhabbet besliyordum.


Dünyanın düz olduğuna inanılan  dönemlerde dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen biri gibiydi. Bize verdiği dersler çok üst seviyedeydi. Cennetin, dünya ve ahiret yaşamını derslerinde bizi hiç sıkmadan işlerdi. Kimseden ümidini kesmezdi ve herkese Rasulullah efendimizin ahlakı ile yaklaşırdı.  
İnsan ilişkileri dersinde sınıftaki öğrencilerin dikkatini çekecek  bir resim göstermişti. Resimde iki büyük kulağı olan bir insan yüzü  resmedilmişti. Dinlemenin iletişimde ne kadar önemli olduğunu ve neden bir ağzımızın olmasına karşılık iki kulağımızın olduğu konusunda sınıfta beyin fırtınası oluşturmuştu.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM