Tasavvuf ve Bilim
Yazan Written on: Pazar, 23 Aralık 2018 Okunma 206 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

DÖRT KAPI-KIRK MAKAM ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Abdurrahman GÜZEL

“Yüksek medeniyetleri yüce şahsiyetler meydana getirir” veciz sözünü temsil eden mümtaz Türk milletinin mensuplarını, tarihin her döneminde bulabilmemiz mümkündür. Bu cümleden olarak biz; Oğuz kağan"dan – Kaşgarlı Mahmud"a, Yusuf Has Hacib"den Mevlana – Hacı Bektaş, Yunus Emre"ye, Fatih Sultan Mehmed"den – Mustafa Kemal Atatürk"e kadar bu yüksek medeniyete mensup pek çok, devlet ve bilim adamı, şair ve mutasavvıf yetiştiren bir milletiz.

Anadolu"nun Türkleşmesi–İslamlaşmasının ilk tapulu belgesini, 1071"de Alparslan ile birlikte alan Türk milleti, müteakip asırlarda da Anadolu"da; yeni bir medeniyet, yeni bir devlet, yeni bir kültür, yeni bir eğitim– öğretim sistemi geliştirerek

Yazan Written on: Salı, 20 Kasım 2018 Okunma 156 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Çün Dogup Tuttu Cihan Yüzünü Hüsnün Günesi 

Çün doğup tuttu cihan yüzünü hüsnün güneşi 
Kim ola sevmiye bu vech ile sen mâh-veşi 

Türk ü Kürd ü Acem ü Hind bilir bunu ki sen 
Hâşimîsin Arabîsin Medenîsin Kureşî 

Sen emîre kul olan her ne kadar müdbir ola 
Bende-i mukbil olur misl-i Bilâl-i Habeşî 

Dîk-i hikmette pişirdi çü senin sevgini Hak 
Cebraîl olsa nola matbahınm heyme-keşi 

Yerdeki da’veti fevt ola gidem deyu göğe 
Bağladın beline ey nûr-i bilâ-sâye taşı 

Sensin ey püşt ü penâh-ı melek ü ins ü perî 
Enbiyânın güzeli sevgilisi hûbu hoşu

Yazan Written on: Pazartesi, 12 Kasım 2018 Okunma 175 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)
Sen Cânından Geçmeden Cânân Arzu Kılarsın
 
Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der

kabîlinden, dervîşliğin hakîkatinden habersiz olduğu halde cehâletinin ve noksânının farkına varmayıp, kendini evliyâ zanneden ve herkesi irşâd etmeğe kalkanlar hakkında îrâd buyurmuşlardır...

 

Sen cânından geçmeden cânân arzu kılarsın
Belden zünnâr kesmeden îmân arzu kılarsın

"Cânından geçmeden cânân arzu kılarsın" demesi, dervîşliğin aslı-esâsı olan mâsivâyı terk etmeğe işâretdir...Hazret, ârifdâne bir dille, "dünyâ muhabbetini kalbinden söküp atmayanın dervîşliği de evliyâlığı da yalandır" der..."Zünnâr" küfrün remzidir, "Zünnârını kesmeden îmân arzu kılarsın" demesinin sebebi, "küfrün sıfatları olan nefs-i emmâre sıfatlarını terketmeden îmânın hakîkatine erişilmez" demekdir...

Yazan Written on: Perşembe, 01 Kasım 2018 Okunma 162 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Ârif ol âyîne-i insâna bak
Anda nûr-i Hazret-i Rahmân'a bak

İnsân bâhusûs insân-ı kâmil Cenâb-ı Hakk'ın sıfatlarına bir ayna hükmündedir...Ârif olan insâna böyle bakar ve onda Cenâb-ı Hakk'ın sıfatlarını müşâhede eder...

Geç harâbât ehlinin vîrânlığın
Anda mevdu' kenz-i bî-pâyâna bak

Allah dostu olan insân-ı kâmil ekseriyâ kendisini gizler ve halkın kıymet vermediği mesleklerde, mevkilerde görünür, tıpkı hazînelerin ve gömülerin de vîrânelerde gizlenmesi gibi...

Sûretinde Âdem'i halk eyleyen
Şibh ü misli olmayan Sultân'a bak

Halaka'l âdeme alâ sûretihî (Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı) sözündeki hikmet insanın tecelligâh-ı ilâhiyye olması sebebiyledir yoksa Allah'ın misli ve benzeri olmaz..."Leyse ke mislihî şey'ün" âyeti buna işâret eder...

Yazan Written on: Perşembe, 25 Ekim 2018 Okunma 315 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)
Likaullah: Allah’a Kavuşmak
 
Kur'an'da iki alandaki insan tavrına özellikle dikkat çekilir:

Birisi, insanın dünya hayatı ile alakasıdır.

Diğeri de, bu dünyadan sonra insanın Allah Teala ile yeniden buluşmaya olan inancı ya da inançsızlığıdır.

Kur'an, hem insanın bu iki temayülünün birbiriyle bağlantılı olduğunu bildirir, hem de, bu iki temayülün bir kişilik tarzı oluşturduğuna dikkat çeker.

Kur'an, ısrarla insan zihninde şu soruların netleşmesini ister:

1. Dünya nedir? İnsan dünya ile ilişkisini nasıl kurmalıdır?

2. İnsan bu dünyadan sonra bir gün kendisini bu dünyaya özel bir maksatla gönderen bir Kudret'in huzuruna çıkıp, dünyada yapıp ettiklerinin hesabını verecek midir?

Gene Kur'an'a göre dünya ile ilişki söz konusu olduğunda iki insan tipi çıkar karşımıza:

Yazan Written on: Pazar, 21 Ekim 2018 Okunma 399 kez
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

“Mekke döneminde nâzil olmuştur. Otuz âyettir. Adını ilk âyette geçen ‘mülk’ (hükümranlık) kelimesinden alır. Tebâreke, Mücâdele, Mâni’a, Münciye, Vâkıye ve Mennâ’a1 olarak da adlandırılır.

‘Sözünüzü ister gizli ister aşikâre söyleyin, O kalplerdeki duygu ve düşünceleri hakkıyla bilendir.’ mealindeki 13. âyetinin, müşriklerin Hz. Peygamber’in aleyhinde konuşmaları ve birbirlerine, ‘Muhammed’in tanrısının duymaması için gizli konuşun.’ demeleri üzerine nâzil olduğu bildirilir.

Mülk Sûresi’nin temel konusunun Allah’ın varlığını, birliğini, kâinatı yaratıp yönettiğini ve âhiretin mevcudiyetini kanıtlamak olduğunu söylemek mümkündür. Sûrenin muhtevası iki bölüm halinde açıklanabilir.

Kâinatın yaratılış ve yönetiliş iktidarının Allah’ın elinde bulunduğunun ifadesiyle başlayan birinci bölümün ilk âyetlerinde,

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM