Tasavvuf ve Bilim
Yazan Written on: Cuma, 01 Haziran 2018 Okunma 715 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Muhyiddîn-i Arabî hazretleri kendinden nasîhat isteyen bir kimseye buyurdu ki:

"Ey nefsinin kurtuluşunu isteyen kimse! Herşeyden önce sana lâzım olan, sana kendi ayıb ve kusûrlarını gösterecek, seni nefsine itâattan kurtaracak bir Mürşid-i Kamil lâzımdır.

Şâyet böyle bir zâtı aramak için uzak memleketlere gideceksen, sana bâzı nasîhatlerde bulunayım. O zâtı bulduğun zaman, huzûrunda, yıkayıcının elindeki meyyit, ölü gibi ol. Çünkü meyyit, yıkayıcının irâdesine göre hareket eder. Yıkayıcı onu istediği tarafa çevirir. Meyyit, yıkayıcıya aslâ îtirâz etmez.

Sakın hatırına o zâta karşı îtirâz gelmesin. Hâlini ondan gizleme ve onun yerine oturma. Elbisesini giyme. Onun huzûrunda, kölenin, efendisinin huzûrunda oturuşu gibi otur. Sana emrettiği şeyi yap. Sana emrettiği şeyi iyice anla ve iyi öğrenmeden o işin peşinde koşma. Ona bir rüyânı veya başka bir hâlini arz ettiğin zaman,

Yazan Written on: Perşembe, 17 Mayıs 2018 Okunma 378 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Tarihçi ve gazeteci merhum İlhan Bardakçı’dan bir hatıra. Kudüs’ün düşmesinden 55 sene sonra… Mescid-i Aksa'da 55 yıl nöbet tutan adam! Mevki Kudüs. Mekân Mescid-i Aksa, tarih 21 Mayıs 1972 yani 2017'den tam 45 sene önce, günlerden cuma.
Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.
Kudüs kapalı çarşısında, rüzgar gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid-i Aksa'nın önüne kavuşturur. Miraç mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıblemize yani... Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya.

 Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs'ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan...

Yazan Written on: Cuma, 27 Nisan 2018 Okunma 754 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Hz. Ömer devrinde ihtiyar bir çalgıcı vardı, çok güzel çeng çalardı. (Çeng: Kanun gibi fakat dikine tutularak çalınan bir saz). Eğlence meclislerini ve toplantıları onun nağmeleri süsler, onun sesinden kıyametler kopardı. Sesi İsrafil"in sesi gibi ölülerin bedenlerine can bağışlardı. Onun nağmelerini dinleyen fil bile neredeyse kanatlanırdı.

Çalgıcı zamanla ihtiyarladı, kamburlaştı, artık eskisi gibi çalamaz oldu, kimseler onu dinlemek istemiyordu. Vaktiyle bol parası olmuş fakat gün kazanıp gün yemişti. İyice yaşlanıp zayıflayınca parasız kaldı, yiyecek kuru ekmeğe muhtaç hâle geldi. Eski itibarlı ve mutlu günler gerilerde kalmıştı. Yalnız, çâresiz, ümitsiz ve aç idi. Sonunda şöyle niyaz etti: 

“Ya Rabbi, bana uzun ömür ve bir çok imkânlar verdin, benim gibi değersiz birine lûtuflarda bulundun. Yetmiş yıldır isyan edip durdum, benden bir gün bile ihsanını kesmedin. Ama ne yazık ki artık para kazanamıyorum. Şimdi senin

Yazan Written on: Perşembe, 19 Nisan 2018 Okunma 476 kez
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden

Yazan Written on: Pazartesi, 09 Nisan 2018 Okunma 1932 kez
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Aziz cemaat bir Hadis-i Peygamberi vardır.  Büyüklerin Büyüğü Rasûlullah’ın bir sözü vardır, Hadis-i Şerif.  Kim olursa olsun. Halk cemaat ne olursa olsun diyor. Halka kendi aklınız miktarınca değil… Mesela aha buraya ben çıktım size vaaz ediyorum.  Benim aklımın miktarınca değil.  Onların akılları miktarınca söz söyleyeceksin.

Benim bildiklerimi siz bilmezsiniz, sizin bildiklerinizi de ben bilmem.  Ben şimdi Doktorca size anlatsam anlamazsınız.  Bu kadar tahsil edeceksiniz ki doktor lisanından anlayasınız.  Ben işte o aklımın düşündüğünce size hitab etmeyeceğim.  Sizin anlayacağınız sizin aklınızın derecesinde hitab edeceğim.  İlaç yazdım size. Şunu şöyle yapacaksın işte bu (ilaç isimleri).  İşte bu böyle yapacaksın.  Bilmem şeker seviyesi şöyle oldu mu şöyle olacak. Glikoz şöyledir.  Bilmem efendim hipotansiyon şöyledir.

Ne diyor bu herif.  Sizin anlayabileceğiniz şekilde… 

Yazan Written on: Perşembe, 29 Mart 2018 Okunma 718 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Tasavvuf bir arınma sanatıdır. Arınmak hünerdir, mârifettir. Tasavvuf erbâbına göre, varlığın zâhiri halk bātını Hakk’dır. Allah’ın vahdâniyet ve hilâfet emânetini yüklenen insanın, bir ucu beşerilik öbür ucu İlâhîliktir. Kitab ve Sünnet ikliminde sırātımüstakim üzre ibâdet tâat, çile ve riyâzat şeritlerinde kırk elekte elenip kırk imbikte imbiklendikten sonra, dört kapı kırk makam denetiminden geçerek, halklığından Hakklığına, beşerliğinden ilâhiliğine terfi etme mârifetidir tasavvuf!Hem tıb hem tasavvuf adamı olan Derman Hekim’e göre: İnsanın bir beşerî ve bir de ilâhî tarafı vardır. Beşerî tarafını tamamıyla silip, ilâhî tarafıyla görünmek hünerine vâsıl olursa insan, o insana mutasavvıf ismi verilebilir. Bu âlim velîdir; tasavvuf da onun yaşadığı hâldir. Bu hâl, lâfla kitabla anlatılmaz. (Sırlar 1/139)Tıbbın da tasavvufun da bu bağlamda gerekli gördüğü ve olmazsa olmaz kabul ettiği temel ilke

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM