Oruç

Yazan Write on Pazartesi, 04 Mayıs 2020 Yayınlandığı Kategori Tasavvuf Okunma 77 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Oruç, İslam’ın şartlarından biridir. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu:

«Allahu Teâlâ buyuruyor ki, her İyiliğe on misli karşılık verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun karşılığını ben veririm»

(1). Allahu Teâlâ buyuruyor: «Kendi arzu ve isteklerine sabredenler (canları istediği hâlde yapmayan­lar) hesaba çekilmezler: ecirleri, sevapları hesapsızdır»

(2). Peygam­ber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Sabır imanın yarısıdır. Oruç da sabrın yarısıdır».Ve yine buyurdu: «Oruç tutanın ağzının kokusu Allahu Teâlâ’nın indinde misk kokusundan daha güzeldir»

(3). Allahu Teâlâ buyurur «Benim kulum yemekten ve içmekten yalnız benim için el çekti: onun mükâfatını ancak ben veririm *

(4). Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki: «Oruçlunun uykusu İbadettir».

Ve yine buyurdu ki: «Ramazan ayı gelince, Cennet kapılarını açarlar, Cehennem kapılarını kapatırlar ve şeytanları bağlarlar ve bir ses derki: Ey iyilik etmek isteyen kimse, senin vaktindir, gel. Ey kötülük yapmak isteyen, sana burada yer yoktur»

(5). Faziletinin büyüklüğündendir ki, Allahu Teâlâ bu ibadeti, hassaten kendine nispet ediyor ve «Oruç benim içindir, karşılığını ben veririm»

(6), buyuruyor; her ne kadar bütün ibadetler onun için ise de bu, bütün âlem onun mülkü olduğu hâlde, Kâbe’ye, «Benim evim» bu­yurmasına benziyor.

 

Oruçta iki hususiyet vardır ve bu hususiyetler sebebiyle bu nispete uygundur. Biri, orucun hakikati, yememektir. Bu ise bâtına ait bir şeydir. İnsanlar bunu görmez. Böylece riyada buna yanaşmaz. Diğeri, Allahu Teâlâ’nın düşmanı şeytandır. Şeytanın askeri, arzu ve isteklerdir. Oruç onun askerini kırar. Çünkü orucun hakikati arzuları terktir. Bunun için Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki:

«Şeytan insan vücudunda, kan gibi dolaşır. Onun geçiş yolunu, açlıkla tıklayınız.»

1). Ve Hazret-i Âişe’ye (radıyallahu anha) buyurdu: «Cennetin kapısını çalmaya devam et». «Ne ile?» diye sordu: «Acıkmakla» buyurdu. Ve yine buyurdu ki: «Oruç kalkandır*

2). Ve yine buyurdu: «İbadetlerin kapısı oruçtur». Buda, bütün ibadetlere şehvetin mâni olmasındandır. Şehvet yâni arzulara yardım, tokluktur. Açlık ise arzulan kırar.

 

ORUCUN FARZLARI

 Orucun farzları altıdır:

1 — Ramazan ayının ilk gününü aramaktır. Yirmi dokuz veya otuz gün olduğunu ancak bununla anlayabilir. Adil bir şâhidin sözüne güvenilir. Bayram için ise iki şahitten az olmaz. Doğru sözlü olduğunu bildiği bir kimseden hilâli gördüğünü duyunca, oruca başlaması farz olur, isterse kadı o kimsenin sözüyle hükmetmiş olmasın. On altı fersahlık (yaklaşık olarak 100 km) uzaktaki bir başka şehirde yeni ay görmüşlerse, burada olanlara, yâni ayı görmeyenlere oruç farz olmaz. Mesafe bu kadardan az olursa oruca başlamaları farz olur.

 

2—Niyettir: Her gece niyet etmek lâzımdır. Hatırına, bunun Ramazan orucu olduğunu, farz olduğunu ve farzı edâ ettiğini getirmelidir. Bunları hatırlayan Müslümanın kalbi niyetsiz olmaz. Şüpheli gecede  Şaban ayının otuzuncu yahut Ramazan’ın birinci gecesi iyi bilinmezse! «Ramazan ayı gelmiş ise niyet ettim oruç tutmaya» dese, bu niyet doğru olmaz. Şüphesini, sözüne güvendiği bir kimsenin sözü ile giderinceye kadar bu niyet olmaz. Son gece ise caizdir. Evet bu da şüphelidir ama, esas olan Ramazan’ın henüz geçmemiş olmasıdır.

 

 Bir kimseyi karanlık bir yerde bıraksalar, düşünce ve gayretiyle vakti bulmaya çalışırsa ve buna göre oruç tutarsa doğru olur. Geceden niyet etse ve niyetten sonra imsâktan önce bir şey yese niyeti bozulmaz. Hatta hayızının kesileceğini anlayan kadın, niyete etse ve sonra hayızı kesilse, orucu sahih olur.

 

3—Bile bile vücudun içine hiçbir şey sokmamaktır: Kan aldırmanın, sürme kullanmanın, kulağın içine bir şey sokmanın, zekerin ucuna pamuk koymanın zararı yoktur. Çünkü iç dediğimizde bir şeyler olmalıdır. Beyin, karın, mide, mesâne gibi İstemeyerek vücuduna bir şey girse, meselâ uçan bir sinek veya yoldaki toz yahut boğazına kadar ulaştırdığı abdest suyunu yutsa, orucu bozulmaz. Ama sabah olmamıştır veya akşam olmuştur zannederek yese sabahtan sonra veya akşamdan önce yemiş olduğunu an­lasa orucunu kazâ etmesi lâzımdır.

 

4—Hanımıyla cima' etmemektir: Eğer hanımıyla guslü icab ettirecek kadar oynarsa, oruç bozulur. Fakat oruçlu olduğunu unutmuşsa bozulmaz. Gece cima etse, sabahtan sonra yıkansa câizdir.

 

5—Hiçbir şekilde kendisinden meni çıkmasını istememektir: Cima etmeden hanımıyla oynasa, genç olsa ve meni gelme korkusu bulunsa, meni gelse orucu bozulur!

 

6—Zorla kusmamaktır: İstemeyerek kusarsa, orucu bozulmaz. Nezle veya başka bir sebeple, boğazında kalmış suyu çıkarıp atsa zarar vermez. Çünkü bundan kaçınmak zordur. Ancak o su, ağzına gelse ve sonra yutsa orucu bozulur.

 

ORUCUN SÜNNETLERİ DE ALTIDIR

Sahuru geciktirmek, iftarı acele ve hurma veya su ile etmek, öğleden sonra misvak kullanmamak, sadaka vermek, yemek vermek, çok Kur’ân -ı Kerim okumak . Bilhassa Kadir Gecesi’nin içinde bulunduğu Ramazan’ın son on günü itilâfta olmak, Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) bu on günde yatağını dürer, ibadet elbisesini giyerdi. Ehl-i beytinden ibadetten başkaldıran olmazdı. Kadir Gecesi, Ramazan’ın ya yirmi birinci ya yirmi üçüncü ya yirmi beşinci veya yirmi yedinci gecesidir. (Yirmi yedinci gece olsa daha kuvvetlidir. En iyisi bu on gündeki itikâfı devamlı yapmaktır. Eğer devamlı itikâf yapacağım diye adak yaptıysa, kazayı Hâcetten başka bir sebeple dışarı çıkmaması ve abdest alma zamanından fazla orada kalmaması lâzımdır. Cenaze namazı, hasta ziyareti, şahitlik yahut abdestini yenilemek için dışarı çıksa, itikâf kesilmiş olur. Mescitte elini yıkamak, yemek ve yatmakta bir sakınca yoktur. Kazâ-y ı Hâcetten dönünce niyetini yenilemelidir.

 

 ORUCUN HAKİKATİ VE RÛHU

Oruç üç derecedir: Avam orucu, havas orucu (seçilmişlerin orucu) ve seçilmişlerin seçilmişlerinin orucu. Avamın orucu anlattığımızdır. Bundan maksat da yememek, içmemek ve cimâ’ etmemektir. Buda en aşağı derecedir. Seçilmişlerin seçilmişlerine mahsus olan oruç, en yüksek derecedir. Bu derecedeki oruç, kalbini Allahu Teâlâ’dan başka her şeyi düşünmekten korumak ve bütün varlığını Allahu Teâlâ ’ya vermektir. Ondan gayri olan her şeyden, zahirde ve bâtında, oruçlu olmaktır. Allahu Teâlâ’nın birliğinden ve bununla alâkalı şeylerden başka her ne düşünürse, orucu bozulur. Dünya için düşün düğü bir şey mubah da olsa orucu bozulur. Ancak, din içinde yardımcı olan dünya işi, dünyadan sayılmadığı için bozmaz. Hatta demişlerdir ki, eğer gündüzün, akşama orucu ne ile açacağını düşünse, ona bir günah yazılır. Çünkü bu hareketi, Allahu Teâlâ'nın kendisine verece­ğine söz verdiği rızık hakkında tam itminân sahibi olmadığını gösterir. Bu, evliyanın ve Sıddıkların derecesidir. Herkes bunun zirvesine ulaşamaz.

Havassın (seçilmişlerin) orucu ise âzalarını, kötü ve günah olan şeylerden korumaktır. Yalnız yememek, içmemek ve cimâ etmemek ile yetinmez. Bu orucun tamamı altı şeyle olur:

 

 1— Gözü korumak: Kendini, Allahu Teâlâ’yı düşünmekten alıkoyacak her şeyden korumalıdır. Bilhassa şehveti tahrik eden şeylerden. Çünkü Peygamber efendimiz buyurur: «Gözün bakışı, zehirlere su verilmiş şeytanın oklarından bir oktur. Allah korkusundan bundan sakınana iman mükâfatı verilir. Kalbin de İman tatlılığı bulur». Enes (radıyallahu anh) bildiriyor: Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «Beş şey orucu bozar Yalan, gıybet, söz taşımak, yalan yere yemin ve şehvetle bakmak».

 

2 — Dilini lüzumsuz ve ihtiyaç olmayan şeylerden korumaktır. Ya susmalı ya da Kur’ân-ı Kerîm okumakla meşgul olmalıdır. Münazara ve mugalâta, zararlı lüzumsuz sözlere girer. Fakat, gıybet etmek ve yalan söylemek, âlimlerden bazılarının mezhebine göre, avamın orucunu da bozar.

 

İki kadın oruçlu idiler. Susuzluktan ölecek gibi oldular. Peygamber Efendimizden (sallâllahü aleyhi ve sellem) oruçlarını aç­mak için izin istediler. Onlara bir çanak gönderdi ve buna kussunlar buyurdu. Her ikisinin de boğazından siyah kan parçası geldi. Orada bulunanlar şaşırdılar. Peygamber (sallâllahü aleyhi vesselam) Efendimiz buyurdu: «Bu iki kadın, Allahu Teâlâ’nın helal kıldığı şeylerden oruç tuttular, sakındılar, haram ettiği ile oruçlarını açtılar. Gıybetle uğraştılar. Boğazlarından gelen de yedikleri İnsanların etleridir!»

 

3 — Kulağını korumalıdır. Çünkü söylenmesi zararlı olan şeyi dinlemek de zararlıdır. Dinleyen; günahta, yalanda, gıybette ve diğer şeylerde söyleyene ortak olur.

 

4 — Elini, ayağını ve bütün uzuvlarını günahlardan korumalıdır. Oruç tutup da kötülüklerden kaçınmayan, perhizden kaçınıp zehir içen hasta gibidir. Çünkü günah zehirdir. Yemek gıdadır ama, çok yenirse zararlı olur. Fakat aslında zararlı değildir. Bunun için Peygamber Efendimiz, (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «Birçok oruç tutanlar vardır ki, oruç tan nasipleri açlık ve susuzluktan başka bir şey değildir*.

 

5— İftar vaktinde haram ve şüpheli şeyleri yememelidir. Hâlis helâlden bile çok yememelidir. Gündüzün kaçırdığını gece tedarik edenin maksadı nasıl hâsıl olur? Çünkü oruçtan maksat; şehvetleri, arzuları zayıflatmaktır. İki vakitli yemeği bir vakitte yemek şehveti arttırır, isteği çoğaltır. Hele çeşit çeşit yemek yapıyorlar! Mide boş olmayınca, kalp nasıl saf ve berrak olur? Sünnet olan gündüzün fazla uyumamak ve açlığın tesirini kendinde bulmaktır. Gece çok yerse, hemen uykuya dalar. Ve gece namazını kılamaz. Bunun için Peygamber Efendimiz buyurdu*. «Dolu olan kaplardan, Allahu Teâlâ’nın mideden daha çok düşman olduğu dolu bir kap yoktur*.

6 — İftardan sonra kalbi, korku ile ümit (havf ve recâ) arasında olmalıdır. Çünkü orucunun kabul edilip edilmeyeceğini bilemez. Hasan-ı Basri (rahmetullah) bayram günü gülüp oynayan bir kısım insanlara rastladı. Buyurdu ki: «Allahu Teâlâ, Ramazan ayını kullarının kendisine ibadette daha çok ve daha ilerisini araya­cakları bir meydan yaptı. Bir kısmı ileri gitti, bir kısmı geri kaldı. Gülenlere ve hâllerinin, işlerinin hakikatini bilmeyenlere çok şaşılır! Allahu Teâlâ’ya yemin ederim ki, eğer Allahu Teâlâ yaptıkları işlerin önünde perdeyi kaldırsa, hakikati gösterse, makbuller kendi neşesiyle meşgul olur, ret olunanlar yas tutarlar ve hiç kimse oyun ve eğlence ile meşgul olmaz». O halde, bu anlattıklarımızdan anlaşılmış oluyor ki, yemek yemeyip, su içmeyip oruç tutmakla iktifa edenin orucu rûhsuz bir sûret olur. Orucun hakikati ise kendini meleklere benzetmektir. Çünkü meleklerde hiç şehvet yoktur. Hayvanlarda ise şehvet galiptir. Bunun için meleklerden uzak oldular. Şehveti galip olan kimse hayvanlar seviyesindedir. Şehveti azalınca meleklere benzer. Bu sebeple meleklere yakın olur. Yakınlık sıfat bakımındandır, yer bakımından değil. Melekler ise Allahu Teâlâ’ya yakındır. O hâlde o insanda, Allahu Teâlâ’ya yakın olur. Akşam hazırlığına koyulur ve bütün istediklerini hazırlarsa, şehveti kuvvetlenir, azalmaz ve orucun ruhu ele geçmez.

 

ORUÇ BOZDUKTAN SONRA LÂZIM GELEN ŞEYLER

Ramazan ayında orucu bozana kaza, kefaret, fidye ve imsâk lâzımdır, fakat her birinin yeri aynıdır. Orucunu özürle veya özürsüz olarak bozanın yahut hasta olmak, yolculuğa çıkmak, hayız görmek yahut hâmile olmak sebebiyle orucunu bozanın kaza etmesi farzdır. Mürtet olanın da farzdır. Deli ve çocuğa farz değildir. Kefaret yalnız cimâ’ etmekle yahut bile bile meni çıkarmakla olur. Bunun kefâreti, bir köle azâd etmektir. Kölesi yoksa iki ay devamlı oruç tutmaktır. Eğer, hasta veya zayıf ise altmış miskine, birer müd( Sekiz yüz yetmiş beş gram ağırlığ yaklaşık  iki avucun aldığı tahıl miktarı) yemek yedirmelidir. Her müd( Sekiz yüz yetmiş beş gram ağırlığ yaklaşık  iki avucun aldığı tahıl miktarı)bir menden üçte bir men noksandır.          

İmsâk, özürsüz oruç açana farzdır. Hayız görene imsâk (akşama kadar yememek) Farz değildir. İsterse gündüz ortasında temizlenmiş olsun. Misafir, mukim olsa da imsâk farz değildir. Hasta iyi olsa da imsâk farz değildir. Şüpheli gün (yâni Şabanın 29'uncu gü­nünden sonraki gün) bir kimse ayı gördüğünü söylese, yemek yemiş olanların, duydukları andan akşama kadar yememeleri lâzımdır. Öğleyin yolculuğa çıkanın orucunu açması doğru değildir. Orucunu açmış olarak, öğle vakti şehre gelirse, tekrar yemesi doğru değildir. Eğer mümkünse yolcunun oruç tutması daha iyidir. Fidye, miskine verilen bir müd( Sekiz yüz yetmiş beş gram ağırlığ yaklaşık  iki avucun aldığı tahıl miktarı) yiyecektir. Çocuk korkusundan orucunu açan hamileye ve süt, emzirene kazâ ile fidye de vermek farzdır. Hasta daha fena olmak korkusuyla açarsa fidye vermez. Çok ihtiyar olup, oruç tutamayacak olan bir ihtiyara, kazâ orucunun bedelini vermesi farz olur.

Bir Ramazan’ın kazasını diğer Ramazan’a kadar geciktirene kazaya kalmış her gün için bir müd( Sekiz yüz yetmiş beş gram ağırlığ yaklaşık  iki avucun aldığı tahıl miktarı) yiyecek vermesi lâzımdır.

 

 KIYMETLİ GÜNLERDE ORUÇ TUTMAK

 Faziletli ve kıymetli günlerde oruç tutmak sünnettir. Kıymetli günler şunlardır: Arife günü (Zilhicce’nin dokuzuncu günü, (Kurban Bayramından önceki gün.) Muharrem ’in ilk onuncu günü. Zilhiccenin ilk dokuz günü, Muharrem’in ilk on günü, Recep ve Şaban aylarının hepsi. Hadis-i şerifte geldi ki: «Eşhür-i hurum (yâni muharebenin haram olduğu aylar) da bir gün oruç, diğer günlerde bir ay oruçtan kefaldir. Ramazan’a ayındaki bir gün oruç ise, muhterem aylardaki bir ay oruçtan efdâldir». Yine buyurdu ki: «Muhterem aylarda üç gün, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutana, yedi yüz senelik ibadet sevabı yazılır». Muhterem aylar dörttür: Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb. En faziletlisi Hac ayı olan Zilhicce’dir. Hadis-i şerif de bildirildi ki: «Allahu Teâlâ’nın indinde Zilhicce ayının ilk on günündeki ibadetten faziletli ibadet yoktur. Bu ayda bir gün oruç, bir senelik oruç gibidir. Bir gecesini kıyâm (ibadetle geçirmekle Kadir gecesini ihyâ etmek gibidir». Dediler ki: «Yâ Resûlâllah , cihâdda böyle değil midir?». «Hayır, cihâd da böyle değildir. Ancak Allah yolundaki harbde (cihâdda) atı ölen ve kanı akan hâriçtir», buyurdu. Ashab -ı kirâmdan bir kısmı bütün Receb ayın­da oruç tutmak, Ramazan’a benzetmek olduğu için mekrûhtur bu­yurdular. Bunun için Receb ayında bir gün veya daha fazla oruç tutmamalıdır. Hadis-i şerifte geldi ki: «Şaban ayı on beş olunca, Ramazan orucundan başka oruç yoktur» 1). Şaban ayının son günleri oruç tutmamak iyidir. Böylece Ramazan’dan ayrılmış olur. Şaban’ın sonun­ da Ramazan ayını karşılamak için oruç tutmak mekruhtur. Karşılamaktan başka bir sebeple olursa mekruh değildir.

 

BİR AY İÇİNDEKİ KIYMETLİ GÜNLER

 Eyyama -ı biyd, yâni her Arabi ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleridir. Yedi gün içinde ise kıymetli günler pazartesi, perşembe ve Cuma günleridir. Ama, bütün seneyi oruçlu geçirmek hepsini içerisine alır. Yalnız beş gün oruç tutmamak muhakkak lâzımdır. Ramazan Bayramı bir gün ve Kurban Bayramı dört gün. Hiç oruç açmadan ertesi günü oruç tutmak mekruhtur. Devamlı oruç tutamayan, bir gün tutsun, bir gün tutmasın. Dâvud aleyhi selam orucu budur ve fazileti büyüktür.

Abdullah ibn Amr İbni’l-Âs, Peygamber Efendimize «Oruçta en faziletli yol hangisidir?», diye sordu. Cevabında, yukarıdaki gibi yâ­ni «Bir gün tutmak, bir gün tutmamak», buyurdu. «Bundan daha faziletlisini istiyorum», dedi. «Bundan faziletlisi yoktur», buyurdu. Bundan aşağısı, perşembe ve pazartesi günleri oruç tutmaktır. Bun­lar, Ramazan’a ayına eklenirse senenin üçte biri eder. Orucun hakikatinden maksadın, şehveti kırmak ve kalbi te­mizlemek olduğunu bilenin, kalbini kontrol etmesi lâzımdır. Böyle olunca, bazen oruçlu olmamak daha iyi olur. Bazen de oruçlu olmak daha iyi olur. Bu sebeptendir ki, Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) bazen öyle çok oruç tutardı ki, hiç bozmayacak derlerdi. Oruç tutmasın da belli bir sırası yoktu. Âlimler, dört günden fazla oruçsuz geçirmeyi sevmezlerdi. Devamlı oruç tutmamanın, kalbi karartacağından, gafletin istilâ edeceğinden ve kalbin uyanıklığını azaltacağından korkulur.

 

 

(1) H. Savm, 2; M. Sıyâm, 164, 165; N. Sıyâm, 41. (2) 39 — E z-Z ü m er: 10. (3) H. Savm, 2, 9; M. Sıyjru 161, 163, 165; T. Savm, 54. (4) H. Savm, 2; M. Sıyâm, 164, 165. (5) H. Savm, 5; M. Sıyâm. 1. 2, 4, 5. (6) H. Savm, 2; M. Sıyâm, 164, 165. 154 H , İtik âf. (2) H . Savm , 2 ; Sıyâm , 16Î, 162.

Kaynak:İmam Gazali Kimyayı Saâdet  eserinden alıntıdır.

Son Düzenlenme Perşembe, 14 Mayıs 2020 05:38
Bu kategorideki diğerleri: « Dede Ömer Rûşenî

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM